19 Eylül 2025 Cuma

KAPTAN YANİS

Samos Pythagoras, limanda dolaşırken bir yandan da haftalık tatilimizi planlıyoruz. Deniz ve doğa aşıkları olarak bir günü de tekne turuna ayırmayı planladık. Kaldığımız otel danışmadan aldığımız öneriyle limanda Kaptan Yanis’i aramaya koyulduk. Sora sora Yunanistan’ın geleneksel renkleri mavi beyaz boyalı, ışıklarla donanmış, karnı genişçe tekneyi “Aya İrini” bulduk. İlgili biri yok etrafta. Tekne üzerinde hafif esen rüzgarla salınan afiş üzerinde iri puntolarla 50.Yıl yazıyor. Kararlıyız, Beklemeye koyulduk. Bir süre sonra triportörle sakallı, teni güneşten kavrulmuş genç bir adam yanaştı tekneye. 

-Biraz tereddütle, Merhaba, kaptan Yanis, …başını salladı.

-Tekne turu için…

demeye kalmadı, adam kızımın kolundan tuttu, sahilde katalogların, defterlerin bulunduğu masa önündeki tahta sandalyeye oturttu. 

Tur fiyatı 55 euro, sadece beş kişinin yaşadığı, yalnızca bizim gittiğimiz Samiopoula adasına gidiyoruz. Durakladık…

-Bizim kapı vizemiz var, normalde başka adaya geçemeyiz, sorun olur mu?

-Yoo, ada Samos’a bağlı. Orada bunu sorgulayacak kimse yok. Önümüzdeki iki gün doluyuz. En fazla 28 kişi alabiliyoruz. Deftere bakın hangi gün uygunsa adlarınızı, ne yiyeceğinizi  Et mi? Balık mı? Yazın. 09:15 de kalkıp 17:15 limana dönüyoruz. Diyerek ortadan kayboluverdi.

Tur günü tekne girişinde tabureye oturmuş yılların ağırlığı omuzlarına çökmüş, iki büklüm, siyah kasketli, sol ayak bileği siyah bandajlı, yaşlıca bir adam bizleri selamlayıp yanındaki saksıdan kopardığı nane yaprağını uzattı. Bu nazik, hoş kokulu karşılamayı Yanis yapmıştı. Hoş bir karşılama ile tekneye girdik. Girişin solunda oturma yerine yerleştik. Kalkış saatine kadar farklı uluslardan yaşlı, genç, çocuk doldurdu tekneyi. Herkes mutlu, hoşgörülü, kuruldu gönlünce bir yere. Barış teknesi gibi, demir aldık limandan. 

Kaptan Yanis ayağa kalktı; Oturaklı, dolgun, gür sesiyle; Hoşgeldiniz… Adanın kısa tarihçesini ve rotamızı, neler yapacağımızı anlatı. Tüm gücüyle elindeki deniz salyangozu kabuğuna üfleyerek yolculuğun başladığını haber etti aleme. Eliyle işaret ederek kaptan Yorgo, hizmet eden genç,kumral bayan Elizabeth ve adını tam duyamadığımız yaşlı bayandan ibaret tekne mürettebatını tanıttı. Limandan uzaklaşmış, mavi sulara açılmıştık ki Elizabeth yöreye özgü tasarım güğümlerle bir elinde Samos’un tatlı şarabı (Samos’un Muscat Blanc a Petits Grains olarak bilinen -kısa tanımı ile Muskat (Misket)- üzümlerinden yapılan) bir elinde elma suyu sıradan isteğe göre ikrama başladı. İçecekler birkaç tur dönerken Yanis boş durmuyor, bir sonraki ikramı tahta tezgahında ve kendine özel bıçağıyla iki elmayı yirmisekiz kişiye yetecek maharetle doğramakla meşgul. İçeceklerin ardından dilimlenmiş yeşil elma tepsisi ile dolaşmaya başladı yaşlı bayan. Yanis bir yandan yakınından geçmekte olduğumuz sahildeki kaya oluşumlarını, buranın tırmanışa uygun olduğunu anlatıyor. Sessizlik…

Denizin ve geçtiğimiz yerlerin seyrine dalmışken birbirine çarpan metal tabakların şangırtısıyla irkildik. Gürültüyü çıkaran Yanisti tabii ki. Teknedekilerin dikkatini kendisine yönlendirmiş, hareketleri, anlatımları, Elizabeth’e yaptığı el şakaları ve mimikler ile durağanlığı, sessizliği bozmuş, hareket dalgası yaratmayı başarmıştı. Yanis’in bedeni yaşlanmış, yorgun olsa da ruhu canlı.

Samiopoula adasına yaklaşmak üzereyiz kaptan Yorgo tekne üzerinde bulunan tuzaklı metal balık sepetini küpeşte üzerine yerleştirdi. Sepetin tabanını ekmek parçalarıyla kapladı. Bir miktar da daha önce yenmiş balık artıklarını (kılçık, kafa, deri, kuyruk vb.) yerleştirip kıyıya yakın bir konumda salladı denize. Kısa bir süre sonra Samiopoula adasında makilik bir alanda oluşturulmuş yanaşma yerine vardık. Bizleri uzun boylu, zayıf, gür sakallı, ada adamı karşıladı. Ada adamı buradaki işleri organize ediyor, tekneyle gelen erzakların köye transferini yapıyor. Ayrıca, yaşlı ve yürüme özürlü olanları köye taşıyor.

Yanis gür sesiyle makilikler arasındaki toprak yolu işaret ederek; köyde buluşacağız. İsterseniz buradan köye gidebilir ya da sağ taraftaki yolu takip ederek koyda yüzebilirsiniz. Saat 15:00 e kadar buradayız. 13:30 da köyde yemek yiyeceğiz anonsunu yaptı. Tekneden ayrılarak gruplar halinde öncelikle koya yöneldik. Makilikler arasından tepeye doğru tırmanıyoruz. Yamaçtan inişe geçtiğimizde gördüğümüz manzara inanılmaz güzellikte. Deniz, açık cam göbeğinden gittikçe koyulaşarak lacivert tonlara geçiş yapıyor. Deniz suyu billur gibi. Koydaki ücretsiz güneşlik ve şezlonglara konuşlanıp, doğru bu güzelliğin içinde yer almakta gecikmiyoruz. Issız adada her şey düşünülmüş. Tuvalet ve kabin ihtiyacı için koy çıkışında metal bir kabin oluşturulmuş.Kum ve deniz muhteşem. Keyfine doyum olmuyor.

Köye gitme zamanı. Betonlanmış patika yoldan köye doğru yamacı tırmanmaya devam ediyoruz. Kilitli demir kapı ardında tel örgü ile çevrili alanda adaya özgü yaban keçilerini görüyoruz. Uzun boynuzları farklı post şekilleri ile şirin alışılmıştan farklılar. Kapıdaki basit kilit mekanizmasını açıp yola devam ettik. Bir kapı daha çıktı karşımıza. İkinci kapıdan geçtiğimizde bu kez günümüzde ender rastlamadığımız bir zamanların çilekeş eşekleriyle karşılaştık. Çok güzeller. Özellikle büyücek gözlerini beğenirim. Birkaç adım sonra köye ayak basmış olduk. Bildiğimiz köy imajı, evleri, meydanı, sokakları ile otantik bir yerleşim yeri. Gel gör ki buradaki köy, dağın zirvesinde, bir yol üzerine ard arda dizilmiş yapışık nizam birden beşe numaralanmış kutu gibi beş ev, minik, şirin bir kilise, restoran alanından ibaret. Her yer geleneksel mavi beyaz ile boyanmış. Elektrik güneş enerjisinden sağlanıyor. Zirvedeki manzara nereden bakarsan muhteşem. Kaptan Yorgo çoktan gelmiş közlenmiş genişçe bir ızgara üzerine domuz etlerini özenle pişirmekle meşgul. Tepeden manzarayı seyredip, birkaç anı fotoğrafı çektikten sonra yemek yiyeceğimiz masaya oturduk. Koydan gelenlerle masalar dolmaya başlamıştı ki, Yannis’in Pepee diye seslenişi duyuldu. Sesleniş güçlü, vurgulu ve içtendi.

Sese irkilen sıpanın kulakları dikildi, gözlerini sesin geldiği yönde çevirip, olduğu yerde dikkat kesildi. Yasin'in yüreğinden çıkan ikinci Pepeee seslenişi ile sıpa çite doğru hareketlendi. Aralarındaki duygusal iletişim, Pepe’nin yüz ifadesi, iri gözlerinin bakışı, ilgiye olan teslimiyeti etkileyiciydi.

Yanis herkesi görecek konumda servis masasına kuruldu. Kaptan Yorgo'nun ızgara yaptığı balıkları bir bir fileto yaparcasına diken ve kılçıklarından ayırıp servis tabaklarına koyuyor. Arada bir ayıkladığı balık iskeletini kuyruğundan tutup havaya kaldırıyor, bir yandan da bizlere bakarak, balığın kafasını iştahla emmeyi ihmal etmiyor. 

Yemek servisi başladı. Beyaz peynirli, maydanozlu domates salatası, cacık, zeytinyağı ilave edilmiş yeşil zeytin ve yanında ot salatası. Önceki tercihlere göre iri bir parça kararında pişmiş Izgara domuz eti ya da uskumru tipi yarım balık yanında patates salatası ile masaları donatıyorlar. İçecekleri almak ve tur ücretini ödemek için restoran yakınında beş nolu eve gidip para işlerine bakan Elizabeth’i görmek gerekiyor. Biz su ve bir karaf Samos şarabı almayı tercih ettik. Elizabeth, sentetik malzemeden yapılmış, şarap tulumunu buzdolabından çıkardı, karafa doldurdu. Yediğimiz herşey çok lezetli. Servis edilen salata ve mezeler bittikçe dolusu geliyor, ana yemek için de isteyene ilave yapıyorlar. Sınır yok, memnun etmek, mutlu kılmak ön koşul. Çoğunluk yemeğini bitirmiş, kalan içkilerini yudumlayıp demlenirken Yanis’in bir el hareketiyle önüne kocaman bir karpuz kondu. 

Yorgo, elinde plastik bir kapla Yanis’in baş ucunda. Masanın kenarına denk gelecek şekilde yere kabı yerleştirdi. Ayağı ile itekleyerek hizaladı. Yanis, bir şovmen edasıyla karpuzun baş tarafına kuvvetli bir bıçak darbesi indirdi. Kabuk plastik kaba pattadanak düştü. Aynı hareketi karpuzun alt kısmına uyguladı. Sonra ikiye böldü. Yanis’in düzgün ve eşit büyüklükte fire vermeden dilimlediği, her dilimi iki tabağa bölüştürdüğü karpuzları Yorgo servise başladı.

Yanis, karşısında oturan şen gruptan bir gence takılmaya başladı. Takılmakla kalsa iyi, genci yanına çağırdı. Yüzü bize dönük oturttu sandalyeye. Genç arkada hazırlanan sürprizlerden bir haber. Yanis karpuz kabuklarını bıçağıyla şekillendirip, kabuklara çatallar saplıyor. Merakla ne yapacağını seyrediyoruz. Kabuk ve çatallardan oluşturduğu başlığı gencin başına yerleştirip Poseidon olarak ilan etti. Kahkahalar, espriler birbirini izledi. 

Yanis, plastik kaptaki karpuz kabuklarını ufak parçalara bölüp Pepe’nin annesinin babasının bulunduğu bahçe kenarına yanaşarak onları beslemeye başladı. Çocuklar dururmu, merakla üşüştü başına. Yanis, kontrolünde cesaret edebilenler eliyle besledi eşekleri. Özellikle çürümüş muzları kabuklarıyla nasıl da iştahlı yiyorlar. Pepe de yemek istiyor. Ancak, henüz annesinden süt emdiği için ona tadımlık küçük bir parça verdiler.

Gezmek ve dua etmek isteyenler için kilise açıldı. Minik, mütevazı bir kilise. Fotoğraflar çekildi. Dönüş zamanı gelmişti. Tekneye vardığımızda yaban keçilerinin bizi yolculamaya gelmesi sürprizi ile karşılaştık. Yanis, dönüş yolunda bir koya uğrayıp yüzme molası verileceğini bildirdi. Yaşadıklarımızın izini bırakarak adaya veda ettik. 

Bir süre yol almıştık ki Yorgo, elinde ipe bağlı küçük bir çıpa ile şnorkel ve deniz gözlüğünü takarak denizin derinliklerine daldı. Adaya giderken attığı balık tuzağı sepeti ile geri döndü. Sepette orta büyüklükte parlayan gümüş rengi balıklar kıpır kıpır. Teknede yerinde duramayan küçük kız çocuğu durur mu. Yanis, kızı yanına çağırdı. Onunla sohbet edip kaptan köşküne çıkardı. Balıklarla oynaştılar. Küçük kız kucağındayken Elizabeth’e kızı işaret ederek sen de ister misin der gibi ima ettiğinde, Elizabeth olumsuz işaret vermekte gecikmedi. Yanis, iki domates ve bir salatalıkla yeni bir ikram hazırlığındaydı.

Yüzme molası için tırmanmaya uygun kaya oluşumlarının olduğu küçük koya geldik. Deniz cam göbeği renginde, pırıl pırıl. Yanis, isteyenler kayaya çıkıp denize atlayabilir dediğinde deneyenler oldu. Yüzme sonrası tekneye çıkış merdiveni başında Elizabeth elinde hortum, su tutuyor. Son mola bitmiş, dönüş başlamıştı. Bir de baktık tekne mürettebatından yaşlı bayan elinde bir tepsi ile dikdörtgen tatlı bisküvi üzerine beyaz peynirli kanepeler ikram ediyor. Yanis, dönüş hüznünü neşeye çevirmek için müziğin sesini açtı. Yorgo'nun başını çektiği, birkaç kişi ile başlayan dans konvoyuna dalga dalga ekledi diğerleri. Müzik, neşe ve coşkuyla girdik Pythagoras limanına.

Takvor Teodorosyan

21.08.2025

18 Aralık 2024 Çarşamba

YOĞURTÇU MUSTAFA

YOĞURTÇU MUSTAFA

Uzun boylu, kasketli, saygılı, mahcup, yüz yüze gelindiğinde hafifçe tebessüm ederdi. Yoğurt satmaya sonbaharda başlar ilkbahara kadar devam ederdi. İki kefeli sırt askısının birinde yayvan yuvarlak alüminyum tepsi içinde yoğurt diğerinde ise tahin, pekmez güğümleri ve dara için taşlar bulunurdu. Mahalleleri yaya dolaşır, geldiğini mahalleliye duyurmak için elindeki çanı sallardı. Genellikle geçtiği zamanlar bilindiğinden yoğurt almaya niyetlendiğimizde kaçırmamak için geçişi kollanır, komşulara haber vermeleri tembih edilirdi.

Evden verdiğimiz kabı pirinç kefeli, zincir askılı, tahta saplı el terazisinin bir kefesine koyar, taş parçaları ile darasını alırdı. Sonra yoğurt tepsisinin üzerindeki tahta kapağı kaldırır tozlu kalın yoğurt kaymağını yoğurt küreğinin ucuyla yüzeyden sıyırır, yoğurt küreğiyle yatay bir hareket yaparak yoğurdu kaba koyardı. Yoğurt üzerindeki kalın kaymağı çok sevdiğimi bildiğinden tozlanmamış ise yoğurdun kaymağını sıyırmadan verirdi.

Yoğurtçuyu kaçırmışsak evine gidip yoğurt almak bana düşerdi. Arpacı Çeşmesi Sokakta acı çeşmenin üzerindeki ahşap yıkık dökük evin giriş katında yaşardı. Evin yamuk, aralık duran derme çatma kapısı üzerindeki demir halkalarda kilit varsa boşa geldik demekti. Bitişik evde oturan Lütfiye teyze beni fark etmişse yoğurtçunun durumunu ona sorardım. Yoğurtçu baharda köye gider hasat işleriyle uğraşırdı.

Takvor Teodorosyan Haziran/2014

1 Aralık 2024 Pazar

KOKUNU ÖZLEDİM

Ellili yaşlardayım. Biraz ihmalkarlıktan, biraz da günlük işlerden sıkılıp kendime zaman ayırmak istememden babamla buluşmam uzamıştı. Babamı ziyarete gittiğimde kapıda beni karşılayan babam yaşlılığın duygusallığıyla seslendi. Oğlum gel, gel kokunu özledim. Sarıldım babama. Kollarıyla kavradı sıktı beni. Yumuldu bana. Öptü kokladı. Ciğerlerine çekti kokumu. Bir daha sarıldı. Ben sadece annelerin yavrusunu kokladığını sanırdım. Kokum mu var? Şaşırdım bir an. Eve gidince bende kokusu var mı diye kızıma sarıldım. Babam gibi kokuyordu.

Takvor Teodorosyan 23 Nisan 2013

19 Ağustos 2024 Pazartesi

ERKEKLER

Metro çıkışı merdivenlerden yukarı çıkıyorum. Önümde iki kız arkadaş birbirleriyle konuşarak çıkıyorlar. Kızlardan biribnin söylediği kulağıma çalındı;

-Bu dünyayı mahveden hep erkekler değilmi zaten.

Bu genelleme kapsamına ben de dahil olduğumdan düşündüm bir an. Erkek egemen bir dünyada yaşadığımızdan belki de haklı. Erkekleri doğuran ve yetiştiren kadınlar olduğuna göre, dolaylı olarak onlar da suçlu değilmi? Sorun insanda sanırım.

Takvor Teodorosyan

2023

16 Ağustos 2024 Cuma

FOTOĞRAF ÖZGEÇMİŞ (Takvor Teodorosyan)

 


Yağlı boya resim çalışmalarım, ortaokul sıralarında reprodüksiyonlardan tuvale aktarmakla başdı. Karakalem, yağlı boya bu tarzda birçok resim ve yerel sergiler sonrası kopya resim yapmak beni tatmin etmez oldu. Eserin tamamen kendime ait olması isteği, fotoğrafladığım görüntüleri tuvale aktarma fikrini doğurdu. Başlangıçta olumlu bulduğum bu fikir, uygulamaya başladığım ilk denemede anlamsız geldi. O andan itibaren de fotoğrafa yolculuğum başladı. 2006 yılında İFSAK “Temel Fotoğrafçılık Eğitimi” alana dek kendi edindiğim bilgi ve deneyim ile birçok fotoğraf çektim. Eğitim sırasında gördüm ki çektiğim birçok kare tesadüfen iyi ya da çekim hatalı. 
Farklı kültürler, yaşanmışlıkların bıraktığı izler ilgimi çeker. Doğada gördüğüm güzellikler beni heyecanlandırır. Kaderine bırakılan ya da bilinçsizlikten yok olup gidebileceğini düşündüğüm değerleri kaybetmekten korkarım. Bu insani duyguları arşivlemek, paylaşabilmek, tekrar baktığımda hissedebilmek için o anda yaşadığım duyguları çektiğim kareye hapsetmek, dolaşırken fark ettiğim ayrıntılara başkalarının da dikkatini çekmek için fotoğraf çekerim.

15 Ağustos 2024 Perşembe

TAKVOR TEODOROSYAN GÜNLÜK

ADAM VE ÇOCUK
Beşiktaş Deniz Müzesi otobüs durağında 27E Şirintepe otobüsünü bekliyorum. Zayıflıktan yada hayatın zorluklarından yüzündeki çizgiler derinleşmiş, buruşmuş, şakakları çökmüş, esmer, kömür siyahı fırça saçlı adamın koluna yapışmış bir çocuk. Biri büyük diğeri küçük mor valizleri idare etmeye çalışarak durağa geldiler. Adam bira yorgun birazda bezgin görünüyor. Çocuk desen yerinde duramıyor. Çocuk oniki o üç yaşlarında, açık tenli, suratında temiz bir ifade var, iki numara düzgün saç tıraşlı, balık etinde. Heyecanlı bir o kadar da mutlu görünüyor. Belkide ilk kez geldiği ve gördüğü yeri algılama heyecanı içinde, sağa sola koşturuyor, zıplıyor, gözleri fıldır fıldır etrafı tarıyor. Adam bir ara arka arkaya gelen otobüslerin numaralarına bakmak için bulunduğu yerden uzaklaşınca çocukta arkasından koşturdu. Adam valizleri işaret ederek çocuğu geri çevirdi. 
Bekledikleri otobüse bindiler bende aynı otobüsteyim. Tesadüf ya onların arka sırasına oturdum. Çocuk adamın oğlumu diye düşünürken enselerindeki et benini fark ettim. Aşağı yukarı aynı yere den gelmişti. Belli ki bir kan bağı vardı. Bir ara cocuğun coşkulu tavırları adamın bezginliğini, yorgunluğunu unuturmuş, duygularını yeşertmişti. Gülümseyerek, sevgiyle yaklaştı başını okşadı. 
Takvor Teodorosyan
15.08.2024

20 Haziran 2024 Perşembe

İSTANBUL TARİHİ XVII. ASIRDA İSTANBUL (ERAMYA ÇELEBİ KÖMÜRCÜYAN) RUMELİHSARI

 

İSTANBUL TARİHİ XVII. ASIRDA İSTANBUL (ERAMYA ÇELEBİ KÖMÜRCÜYAN)

RUMELİHSARI

İleride, iri ve tabii kayalar görülür. Burada Türkler oturur. Onların basit bir mescitleri vardır. Birkaç bahçeyi geçtikten sonra, sahilde servi ağaçlarıyla dolu mezaristan’a vardık. Çırpıcılar burada köy ve Hisar sakinlerinin çamaşırlarını yıkarlar. Bunlar bir takım yaşlı Müslüman halayıklardır.

Daha ilerde, Rumeli adını taşıyan hisar yükselir. Boğazın en dar noktası olup Bizanslılar zamanında dahi Boğazkesen (Lemokopion) tesmiye edilen bu mevki, pek eski devirlerden beri tarihi bir ehemmiyet ve şöhret kazanmıştır. Darius, ordusunu Avrupa’ya geçirmek için Samos’ lu Mandrokles’e burada muazzam bir köprü kurdurmuş ve üzerinde Grekçe ve Asurca kitabeli iki mermer sütün diktirmiştir. Müteakip devirlerde, Boğaz’ın bu dar kısmı Gotlar ve Latinler için de Avrupa ve Asyaarasında en uygun geçit olmuştur. Daha sonra Türkler, muhtelif zamanlarda ordularını bu noktadan geçirmişlerdir. Nihayet, Fatih, 1452’de İstanbul’un fethine başlangıç mahiyetinde olmak üzere, Rumların “Neokastron” tesmiye ettikleri Rumelihisarı’nı üç ay zarfında inşa ettirmiştir.

Rumelihisarı’nın XVII. Asırdaki vaziyetini anlatan Evliya Çelebi hisarın, biri şimale bakan Dağ-Kapısı, diğeri şehre nazır Hisarpeçe kapısı , biri de demir pencereli olup daima kapalı duran Sel-kapısı olmak üzere üç kapısı bulunduğunu, içinde yüz beş pare top, sahilde Boğaz’a hakim bir tepede de içine adam sığacak kadar büyük toplar mevcut olduğunu, kale kumandanı ile üç yüz kadar neferin gece gündüz hazır vaziyette bulunduklarını, kale içinde de kayalara yapışmış kırlangıç yuvaları gibi yüz seksen kadar asker evlerinin mevcut olduğunu, kale dahilinde ayrıca da bir minareli Fatih camii, iki mescit ve iki buğday ambarı bulunduğunu yazar.

Tournefort, XVIII. Asrın başında, kule damlarının kurşunla örtülü olduğunu, top mazgallarının dışarı uzanan top namlularıyla korkunç bir manzara teşkil ettiğini, topların tekerleksiz olduğundan dolayı doldurulmasının pek zor olduğunu yazar. İnciciyan, dağa bakan hisar kapısının önünde Almanlardan alınmış ve “Rudolphus II Rom. Imp. 1601” ibaresini havi büyük bir topun, zındanın bulunduğu kule kapısının içinde de iki miğferin, bir topuzun, bir kulaç uzunluğunda bir kemiğin ve insana ait olduğu rivayet edilen iki adet pek iri dişin asılı olduğunu müşahedesine müsteniden söyler.

Hisar’ın en meşhur kulesi Zaganos Paşa kulesinin kitabesi 1452 tarihini taşır. Bu kitabe İstanbul’da mevcut en eski Osmanlı kitabesi olması itibariyle dikkate şayandır.

Evliya Çelebi, Rumelihisarı varoşunu şu suretle anlatır. Sahilin dar bir yerinde olup bağsız ve bahçesiz kayalar üzerinde kat kat bin altmış kadar haneyi ihtiva eder. Üç cami, onbir mescidi, yedi subyan mektebi, bir hamamı, iki yüz dükkânı, Derviş Dede tekyesi namına bir tekyesi, yedi kadar müsaadeli Rum hanesi vardır. Yahudi yoktur. Halkı balıkçı, kale neferatı, kayıkçı ve diğer sanat erbabıdır. Ayan ve eşrafı yalı sahibi olup kış günleri İstanbul’da otururlar.  Aynı müellif, “Şeytan Akıntısı” kenarında belli başlı yalı olarak Dizdar, Hacı İsa, Kara Hasan, Narhcı Hasan efendi, Koska Firuni Mehmed efendi, Topkapı’lı Mahmut efendi ağa, Hezar-pare Ahmed paşa yalılarını zikreder.

Müellifimiz Eramya Çelebi’nin, Rumelihisarı’nda Ermeni bulunup bulunmadığına dair hiçbir şey söylememesinden, kendi zamanında bu mahallede bir Ermeni topluluğunun mevcut olmadığı anlaşılır.  İnciciyan’ın verdiği malumata göre Ermeniler XVIII. Asırda Hisar’a yerleşmişler ve bir de kilise inşa etmişlerdir. Mezkûr müellif, Ermeni mahallesinin (bugün olduğu gibi) hisar dışında, sarp bir yolla çıkılır bir tepede bulunduğunu ve Ermenilerin “Surp Sanduht” adlı küçük bir kiliseye malik olduklarını söyler. Bugün aynı adla mevcut olan Rumelihisarı Ermeni Kilisesi 1816 senesinde yıktırılıp bugünkü şekilde yeniden inşa edilmiştir.

Denize nazır bahçelerde “Hisar Kirazı” denilen leziz kiraz yetişir. Rumelihisarı kirazının şöhretini evliya çelebi şu surette anlatır. Dağlar üzerinde emsalsiz kiraz bağları vardır ki hisar kirazı namıyla Rum, Arap ve Acem’de meşhurdur. Hatta Acem diyarında ismine Gülnar-ı rum derler. İki kiraz bir dökme riyal ağırlığında gelmiştir. Kiraz mevsiminde pek çok kimseler buraya gezmeye gelirler.

KAYNAK

İSTANBUL TARİHİ XVII. ASIRDA İSTANBUL

Yazan: ERAMYA ÇELEBİ KÖMÜRCÜYAN (1637-1695)

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları No:506

Tercüme ve Tahşiye eden: Hrand D. Andreasyan

İstanbul Kurtulmuş Basımevi 1952